| Sonraki »

10/1/2008

HER ŞEY SENDE GİZLİ

 

 

Yerin seni çektigi kadar agirsin
Kanatlarin çirpindigi kadar hafif..
Kalbinin attigi kadar canlisin
Gözlerinin uzagi gördügü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kasin gözün
Karsindakinin gördügüdür rengin..
Yasadiklarini kar sayma:
Yasadigin kadar yakinsin sonuna;

Ne kadar yasarsan yasa,
Sevdigin kadardir ömrün..
Gülebildigin kadar mutlusun
Üzülme bil ki agladigin kadar güleceksin
Sakin bitti sanma her seyi,

Sevdigin kadar sevileceksin.
Günesin dogusundadir doganin sana verdigi deger
Ve karsindakine deger verdigin kadar insansin
Bir gün yalan söyleyeceksen eger
Birak karsindaki sana güvendigi kadar inansin.
Ay isigindadir sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldigin kadar ona yakinsin
Unutma yagmurun yagdigi kadar islaksin
Günesin seni isittigi kadar sicak.
Kendini yalniz hissetigin kadar yalnizsin
Ve güçlü hissettigin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettigin kadar güzelsin..

Iste budur hayat!
Iste budur yasamak bunu hatirladigin kadar yasarsin
Bunu unuttugunda aldigin her nefes kadar üsürsün
Ve karsindakini unuttugun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandigi kadar güzeldir
Kuslar ötebildigi kadar sevimli
Bebek agladigi kadar bebektir
Ve herseyi ögrendigin kadar bilirsin bunu da ögren,
Sevdigin kadar sevilirsin...

(Can Yücel)

Can Yücel'in bu şiirini çok seviyorum...Paylaşmak istedim...

8/1/2008

Yarım kalmış hikayem....

 

                                            

    Bir damla gözyaşı aradım bu sabah. Yağmuru bekleyen kuşlar gibi... Acı çekmek istercesine yaşadım bu şehri. Etrafta dağılan gürültüye aldırmadan geçtim sokakları... Gözyaşı yok... Yağmur yok... Bir parça sevgi eksik kalmış gülen yüzlerde. Sahte mutlulukların derin hüznünü gördüm sisli şehirde. Rüzgârı duydum ve soğuğunu hissettim iliklerimde.

Karşıma çıkanlara aldırmadım. Çarparak, hızlıca geçtim yanlarından. Arayış içinde, isyan edercesine gördüm; garip insanları. Bir bulut aradım yağmur damlası içinde. Okyanusu buldum sessiz kelimelerde. Siyah gözlerin maviye bakışı... Yaşanması imkânsız aşkların perişanlığı içinde yürüdüm. Ölümü koklarcasına tattım yalnızlığı. Ve yalnızlığa taparcasına bekledim, bir ışık pınarını. Işık yok... Gözyaşı, o da yok...

Zamanı yaşadım, umursamadan pişmanlığı. Gezdim çiçek çiçek bir kelebek gibi. Mutlu olduğum, huzuru tattığım rüyalarımı anımsadım. Kâbusa dönüşmeden uyanırdım her zaman. Gözyaşı; hissedemediğim bir acı ve gerçek; rüyalarımın adı oldu artık...

Varlığım tükeniyor. Sonbaharın getirdiği bir rüzgârla savruluyorum. Yaşadığım derin hüznü sessizce içime çekiyorum. İçin için ağlıyorum. Gözyaşı arıyorum, acımı dindirebilmek için...

Delice akan bir nehir gibi tüm yükleri taşıyorum. Mutluluk istiyorum çılgınca dökülen şelaleden. Ufukta kaybolan maviliğe yalvarıyorum, küçük mutlulukları ararken... Bir parça gözyaşı arıyorum, güçlü dalgalar arasında. Sorularım cevapsız kalıyor. Sonsuz dünyamda adeta boğuluyorum.

 

                      *********


            Her günkü telaşım başlamıştı o gün de. Mutluydum ve her geçen gün bu mutluluk artıyordu. Korkmuyordum bir gün bitmesinden. İnanmışım bir yok oluşa, sürüklenip gidiyorum zaman çıkmazında. Küçük bir tebessüm eksik kalmazdı yüzümden... Yerini bulurdu her zaman. Hani bir garip aşk yolcusuyuz ya yaşıyoruz hayatı savrula savrula. Tadıyorum acıyı da mutluluğu da...

            O sabah ilkbaharı karşılar gibi uyandım yatağımdan. Delice bir mutluluk vardı içimde. Sonbaharın hüznünü yaşamamıştım henüz. Kör etmiş gözümü çılgınlıklar. Sağır olmuşum, duymuyorum çığlıkları. Sebepsiz bir gülümseyiş aldı yüzümü. Acı nedir bilmeyen küçük kalbimin henüz iyi zamanları. Yaşamı tozpembe gören gençlik gözlerim umursamıyor gerçekleri. Belki aklım havada ama fark ediyorum huzuru, her şeyde var olan sevgiyi.

            İlk defa yaşamı tattım o gün. İlk defa yaşamı tattım o gün. Küçük bir kızın kirlenmemiş kalbinden çıkan bir tutam ışığı gördüm. Baharın acımadan yıprattığı yaprakları sorgularken buldum kendimi. Hüznü en küçüğü bile yoktu henüz.

            Annem ile olan tatlı atışmalarımızdan sonra evden yeni dünyama doğru ilk adımımı attım. Ve ben, bunun farkında değilim. İkişer ikişer atlayarak, hızlıca indim merdivenleri. Nedendi bu heyecan, bu telaş. Gerçi o zamanlar neyi neden yaptığımı pek düşünmezdim. Umursamazdım hayatın getirdiklerini. Acıtmazdı canımı, benden alıp götürdükleri.

            Bir sabah çıktım evden, deli denilebilecek gençlik heyecanımla.  Aradan bir zaman geçti ve ben o evden çıkan kızı bulamadım. Ne değişti? Gençlik mi bitti? Hayır. O kız hiçbir şeyi sorgulamadan açtığı kalbine son birini daha kabul etti. En acı gelen son kişiyi...

            Arkadaşlarımın yanına gidiyordum. Haftanın bir gününü elimizden geldiğince birlikte geçirirdik. Bana güvenen ve değer gösterenlerdi onlar. Onlarla beraber geçirdiğim zamanda gülümsemelerim eksik olmazdı yüzümden. Durup dururken attığım kahkahalar havada asılı kalır, bana mutluluğu hatırlatmak için beklerlerdi. O gün filme gitmeye karar vermiştik. Komedi olmak şartıyla! Eğlence, eksik olmaması gereken en önemli şeydir hayatta.

Film bitmiş bir yerde oturup yemek yiyorduk. Kendimi bir an normalden farklı hissettim. İçim kıpır kıpırdı oysa. Birden durgunlaştım, sanki nefesim kesildi. Bir şey belli etmeden dışarı çıktım, bulunduğumuz kasvetli mekândan. Biraz olsun rahatlamak için belki de.

Yağmur başlamış, sonbaharın bir armağanı olarak... Her bir damlaya yere düşene değin eşlik ettim, gözlerimle. Ruhumu verdim her birine. O yağmur damlasıyla bende yağmur oldum. İncecik bir ses ile çarptım yeryüzüne. Kendimi o kadar kaptırmışım ki; yağmurun altında ıslandığımı fark etmiyorum. Başımı kaldırdım, gözlerimle yere indirdiğim bir başka yağmur damlasından. Ve gözlerim yağmur damlasına benzemeyen bir ışık gördü. Sarhoşluk aldı beni, bulutların üstündeyim. Ben bırakıyorum yağmurları artık. Çığlıklar kopuyor kalbimde. Sırılsıklam ruhum. Kimse yok dünyada... Sadece ben ve yağmur damlasına benzemeyen ışığım var artık...

8/1/2008

Düş

         

Yalnızlık adına bir düş kur kendine…

Bilinmez, görülmez olsun…

İçinde özlenen her şey olsun…

Bir parça sevgi olsun…

Mahzun rüzgarla.

 

Karanlık geceye aldırma…

Delice geç sokaklardan…

Yıldızları seyret, umut ışığıyla…

    İnsanları dinle, sessiz kelimeler ardında…

    Soğuk rüzgarla.

    

      

8/1/2008

ARANAN GERÇEK: SEVGİ

  

 

   SONBAHARIN  İÇTEN RÜZGARLARI ESİYORDU…VE O KENDİ KARAMSARLIĞINDA BOĞULUYORDU…YAŞAMI BOYUNCA ÇOK AZ MUTLU OLMUŞTU…VE BUNLARIN BİRİNİN BİLE GERÇEK MUTLULUK OLDUĞUNA İNANMIYORDU…İYİ ŞEYİN, GÜZEL DUYGUNUN NE DEMEK OLDUĞUNU HEP BAŞKALARINDAN DİNLEMİŞTİ…SEVGİYİ HİÇ TATMAMIŞTI ZATEN…VARLIĞINA DA İNANMIYORDU…HAKLIYDI ASLINDA…O DUYGUYU GERÇEK ANLAMDA KAÇ KİŞİ YAŞIYORDU Kİ…

  RÜZGARIN, BELKİ DE KENDİ YÜREĞİNİN İSTEDİĞİ YERE DOĞRU GİTTİ…ÇIKIŞ YOLU VAR MIYDI?YAŞAM BU KADAR DERİN DÜŞÜNDÜRMEYİ Mİ GEREKTİRİYORDU?KENDİ DÜŞÜNCELERİ BİLE İÇİNİ DARALTMAYA YETİYORDU…SONBAHAR YAPRAKLARI UMUTSUZ BİRER KALP GİBİ SAVRULUYORDU RÜZGARDA…RUHU ÖZGÜRLÜĞÜ DÜŞLÜYORDU…ARKADAŞ DİYEBİLECEK KİMSE YOKTU ÇEVRESİNDE…DOSTU İSE HİÇ OLMAMIŞTI ZATEN…FARKINDA OLMADAN BÜYÜK BİR ÇINARIN BAŞINA GELDİ…TÜM ŞEHRİ BURADAN GÖREBİLİYORDU…SONBAHARDA; O, AKŞAM GÜNEŞİNİ SEYRETTİ…GÜN BATTI VE İÇİNİ SESSİZ BİR HÜZÜN SARDI…ŞEHRE BAKTI, TEKER TEKER YANAN IŞIKLARI GÖRDÜ…HER BİR YANAN IŞIK FARKLI İNSANLARI ANIMSATTI ONA…KENDİ GİBİ OLMAYAN İNSANLARI…YAŞAM GARİPTİ ONA GÖRE…İNANILMAYACAK KADAR GARİP…VE BAZEN HAYATA İNANAMIYORDU…SONBAHARDI…RÜZGAR ONUN İÇİN ESİYORDU…RUHUNDAKİ ÇALKANTILARI HATIRLATIYORDU ONA…YİNE HÜZÜN BELİRDİ YÜZÜNDE…İÇTEN, YÜREKTEN GÜLMEYİ NE ZAMAN ÖĞRENECEKTİ…NE ZAMAN BULACAKTI YAŞAYAMADIĞI HER BİR ŞEYİ…

 

 

Kategorilerim

    Bağlantılarım

    Blogcu ile yapıldı