
Bir damla gözyaşı aradım bu sabah. Yağmuru bekleyen kuşlar gibi... Acı çekmek istercesine yaşadım bu şehri. Etrafta dağılan gürültüye aldırmadan geçtim sokakları... Gözyaşı yok... Yağmur yok... Bir parça sevgi eksik kalmış gülen yüzlerde. Sahte mutlulukların derin hüznünü gördüm sisli şehirde. Rüzgârı duydum ve soğuğunu hissettim iliklerimde.
Karşıma çıkanlara aldırmadım. Çarparak, hızlıca geçtim yanlarından. Arayış içinde, isyan edercesine gördüm; garip insanları. Bir bulut aradım yağmur damlası içinde. Okyanusu buldum sessiz kelimelerde. Siyah gözlerin maviye bakışı... Yaşanması imkânsız aşkların perişanlığı içinde yürüdüm. Ölümü koklarcasına tattım yalnızlığı. Ve yalnızlığa taparcasına bekledim, bir ışık pınarını. Işık yok... Gözyaşı, o da yok...
Zamanı yaşadım, umursamadan pişmanlığı. Gezdim çiçek çiçek bir kelebek gibi. Mutlu olduğum, huzuru tattığım rüyalarımı anımsadım. Kâbusa dönüşmeden uyanırdım her zaman. Gözyaşı; hissedemediğim bir acı ve gerçek; rüyalarımın adı oldu artık...
Varlığım tükeniyor. Sonbaharın getirdiği bir rüzgârla savruluyorum. Yaşadığım derin hüznü sessizce içime çekiyorum. İçin için ağlıyorum. Gözyaşı arıyorum, acımı dindirebilmek için...
Delice akan bir nehir gibi tüm yükleri taşıyorum. Mutluluk istiyorum çılgınca dökülen şelaleden. Ufukta kaybolan maviliğe yalvarıyorum, küçük mutlulukları ararken... Bir parça gözyaşı arıyorum, güçlü dalgalar arasında. Sorularım cevapsız kalıyor. Sonsuz dünyamda adeta boğuluyorum.
*********
Her günkü telaşım başlamıştı o gün de. Mutluydum ve her geçen gün bu mutluluk artıyordu. Korkmuyordum bir gün bitmesinden. İnanmışım bir yok oluşa, sürüklenip gidiyorum zaman çıkmazında. Küçük bir tebessüm eksik kalmazdı yüzümden... Yerini bulurdu her zaman. Hani bir garip aşk yolcusuyuz ya yaşıyoruz hayatı savrula savrula. Tadıyorum acıyı da mutluluğu da...
O sabah ilkbaharı karşılar gibi uyandım yatağımdan. Delice bir mutluluk vardı içimde. Sonbaharın hüznünü yaşamamıştım henüz. Kör etmiş gözümü çılgınlıklar. Sağır olmuşum, duymuyorum çığlıkları. Sebepsiz bir gülümseyiş aldı yüzümü. Acı nedir bilmeyen küçük kalbimin henüz iyi zamanları. Yaşamı tozpembe gören gençlik gözlerim umursamıyor gerçekleri. Belki aklım havada ama fark ediyorum huzuru, her şeyde var olan sevgiyi.
İlk defa yaşamı tattım o gün. İlk defa yaşamı tattım o gün. Küçük bir kızın kirlenmemiş kalbinden çıkan bir tutam ışığı gördüm. Baharın acımadan yıprattığı yaprakları sorgularken buldum kendimi. Hüznü en küçüğü bile yoktu henüz.
Annem ile olan tatlı atışmalarımızdan sonra evden yeni dünyama doğru ilk adımımı attım. Ve ben, bunun farkında değilim. İkişer ikişer atlayarak, hızlıca indim merdivenleri. Nedendi bu heyecan, bu telaş. Gerçi o zamanlar neyi neden yaptığımı pek düşünmezdim. Umursamazdım hayatın getirdiklerini. Acıtmazdı canımı, benden alıp götürdükleri.
Bir sabah çıktım evden, deli denilebilecek gençlik heyecanımla. Aradan bir zaman geçti ve ben o evden çıkan kızı bulamadım. Ne değişti? Gençlik mi bitti? Hayır. O kız hiçbir şeyi sorgulamadan açtığı kalbine son birini daha kabul etti. En acı gelen son kişiyi...
Arkadaşlarımın yanına gidiyordum. Haftanın bir gününü elimizden geldiğince birlikte geçirirdik. Bana güvenen ve değer gösterenlerdi onlar. Onlarla beraber geçirdiğim zamanda gülümsemelerim eksik olmazdı yüzümden. Durup dururken attığım kahkahalar havada asılı kalır, bana mutluluğu hatırlatmak için beklerlerdi. O gün filme gitmeye karar vermiştik. Komedi olmak şartıyla! Eğlence, eksik olmaması gereken en önemli şeydir hayatta.
Film bitmiş bir yerde oturup yemek yiyorduk. Kendimi bir an normalden farklı hissettim. İçim kıpır kıpırdı oysa. Birden durgunlaştım, sanki nefesim kesildi. Bir şey belli etmeden dışarı çıktım, bulunduğumuz kasvetli mekândan. Biraz olsun rahatlamak için belki de.
Yağmur başlamış, sonbaharın bir armağanı olarak... Her bir damlaya yere düşene değin eşlik ettim, gözlerimle. Ruhumu verdim her birine. O yağmur damlasıyla bende yağmur oldum. İncecik bir ses ile çarptım yeryüzüne. Kendimi o kadar kaptırmışım ki; yağmurun altında ıslandığımı fark etmiyorum. Başımı kaldırdım, gözlerimle yere indirdiğim bir başka yağmur damlasından. Ve gözlerim yağmur damlasına benzemeyen bir ışık gördü. Sarhoşluk aldı beni, bulutların üstündeyim. Ben bırakıyorum yağmurları artık. Çığlıklar kopuyor kalbimde. Sırılsıklam ruhum. Kimse yok dünyada... Sadece ben ve yağmur damlasına benzemeyen ışığım var artık...