« Önceki |

3/9/2008

DOSTLUK


Dostluk, yapış yakama ve bırakma beni... Kayıp gitme avuçlarımdan. Yaşat bana hem en bilindiklerini hem de gizli kalmış tüm hallerini... Şefkatle yaklaş bana dostluk, incinmesin bir an bile kırılgan ruhum... Yüz akım ol benim... Hep iyikilerimi taşı ve bana onlardan milyonlarca getir. Seni sevmeme izin ver, senden uzak bırakma beni... Yalnızlığa alıştırma bedenimi, her an hissettir varlığını... Umutsuzluklar içinde yüzmeyim dostluk, sen ol en dipte olduğum zaman yanımda... Sen çıkar beni bulutların üstüne. Heyecan ver hayatıma, yaşat kendini doyasıya. Ve dostluk bırak da sımsıkı sarılayım sana, tüm özlemlerimi gidereyim sende. Sonrasında, sen ol sonsuz unutuşumda yanı başımda... Senin dibinde huzur bulsun ruhum... Ve senin yanında gireyim bilinmezlere...

9/5/2008

SEVGİyi Arayan Bir Çocuğum Ben

“Hoş geldiniz...”

“Anne bak ne kadar da büyük... Ben de onlar gibi olacağım değil mi?”

SEVGİyi arayan bir çocuğum ben, adım Lale. Sevginin birçoğunu bulmuş olsam da en gerçeğini bulamadım henüz. Doğrusu çok önceleri bir kere karşılaşmışım ama tadamadan uçup gidivermiş. Şimdi nerdedir, ne yapıyordur ben de bilmem. Görürseniz söyler misiniz beklediğimi?

Kardeşlerimi gördünüz mü? Belki onlar da arıyordur sevgiyi. Ben bulursam onlarla paylaşacağım sevgimi. Niçin bencillik yapayım? Sonuçta sevgi paylaştıkça çoğalmaz mı?

Tekrar hoş geldiniz YUVA dediğimiz bu binaya. Biraz ürkütücü gelebilir size ama sıcacıktır aslında. Hayatımda sahip olduğum tek güzel şey diyebilirim. Annem, babam, ablalarım, ağabeylerim, kardeşlerim... Hepsiyle burada tanıştım ben. Üstelik kendimi bildim bileli de buradayım.

Sizleri bundan sonra büyük ihtimalle hatırlamayacağım ama o büyük sevgiye biraz daha yaklaştırıyor, bana gösterdiğiniz küçücük kıvılcımlar. Yüzümdeki gülümsemeyi daha da arttırıyorsunuz. Bu yüzden ağlarken görmeniz zordur beni. Fakat geçen gün kendimi tutamadım ağladım.

Yine sizin gibi misafirler gelmişti yuvamıza. İçlerinden biri, kardeşimi çok sevdi. Beni de sevenler oldu, ama o başka türlü sevdi. Aradan bir iki gün geçti yine geldi o kadın. Akşama doğru da kardeşimi aldı odadan. Beraberce gülümseyerek, sevgi sözcükleri söyleyerek, birbirlerini öperek gittiler. Dayanamadım ağladım işte. Kardeşim aradığı sevgiyi bulmuştu, ama bizimle paylaşmadan çekip gitmişlerdi. Şimdi ne kadar da mutludur. Eminim ki, en iyi olan her şeyi yapıyordur. Hepsinden de önemlisi hak ettiği sevgiyi görüyordur, fazlasıyla.

“Ya ben!” demek istemiyorum. Biliyorum ki bir gün giden belki de ben olacağım. Ya da yine bir başka kardeşim gidecek. Eğer ben gidersem sahip olduğum her şeyi paylaşacağım. Siz,  farkında olmasanız da, bulmuşsunuzdur o kutsal sevgiyi. Peki, ne duruyorsunuz? Paylaşsanıza yüreğinize hapsettiğiniz sevginizi.

Anlamadınız mı hâlâ?

ANNEnizi paylaşmanızı söylüyorum size. Hani her an yanınızda olan, her zaman sizi düşünen, sizi sizden çok seven kişiyi... En çok değer verdiğiniz kişiyi birazcık olsun paylaşmanızı istiyorum sadece, ÇOCUK ESİRGEME dedikleri bu sıcak yuvamızdaki kardeşlerimle.

“Hoşça kalın...”

“Sevgiyle kalın...”

26/4/2008

.....

İnsan kendini ne zaman değersiz hisseder ki... Saçma belki ama bazen böyle oluyor... Sanki boğuluyorum, insanlar üstüme geliyor, yalnızlık bile acı veriyor... Neyse... Önemli değil bunlar sonuçta... Bazen ben anlatamıyorum, bazen de onlar çekip gidiyor... Geriye yine ben, bir tek ben kalıyorum... Bu da önemli değil aslında... Sonuçta mutluluğu gerçekten yaşayan bir onlar oluyor, huzursuz olan ve acı içinde kıvranan hep ben oluyorum nedense... Neyse ki önemli değil bu da... Söylesene gerçekleri nerede bulabilirim? Tüm gerçeklerin, güzelliklerin yeri neresi? Biliyorum yok öyle bir yer... İnsanların birbirlerini dinledikleri, anlamaya çalıştığı, mutlu etmek için çabaladığı, saygı gösterdiği, dost kalabildiği, huzur olan ve sevginin hiç eksik olmadığı bir yer yok aslında... Ben hala arayıp durayım, ne kaybederim ki sonuçta... Koskoca uyku sandalında bir damla gözyaşı arayım ne değişir ki bu dünyada... Neyse bunlar ki hiç önemli değil... Ben kendi umutsuzluğumda boğulayım ne fark eder... Mutsuz ve hüzün dolu olayım ne fark eder... Sessiz ve terkedilmiş hissedeyim kendimi ne fark eder... Yalnız ve yapayalnız olayım ki ne fark eder... Yeter ki sevgisiz kalmayım bu çok şey fark eder...

((Sevgiden yoksun olmayı seçen

o amaçsız insanlara...))

26/4/2008

Umutlarım ve Sen

Yağmurlar vuruyor pencereme… Işığı bitti o güzel günün. Soğuk bir akşam; gerçekte bir bahar akşamı olmasına rağmen; başlıyor… Hafif bir melodi geliyor kulağıma… Ah! Bu en sevdiğim şarkının melodisi… Bana yaşamayı anlatan şarkının melodisi... Kırılmış, parçalanmış hayallerimi düşünüyorum büyüleyici ezgiler içinde… Ne kadar güzel ve masumcaydılar... İçimde fırtınalar koparırlardı… Sessiz çığlıklarıma, haykırışlarıma engel olurlardı… Her düşen yağmur damlası gözyaşlarımla yüreğimi delip geçiyor… Son yok oluşuma aldırmadan gelip geçiyorsun hayatımdan... Çaresiz saatler… Zaman acı veriyor, yıkıp geçiyor tutkularımı… Boğazım düğüm düğüm oluyor… Ve sen en sevdiğim olan sen, beni yıkıp geçiyorsun… Umutlarım yıpranmış, güneş yok, ezgiler kanatıyor yüreğimi…

25/3/2008

sessiz mektup

 

Sevgili Dostum,
    Bunu yazmak için çok düşündüm. İçimde anlam veremediğim bir kırıklık var. Paylaşabileceğim tek kişi sensin. Ama yine de yazmak için çok düşündüm. Çünkü senin de üzüleceğini biliyorum. Her duyguyu birlikte yaşamayı seçtik sonuçta.

Birkaç gündür farklı şeyler düşünüyorum. Ne diye merak ediyorsun biliyorum. Mesela “ölüm” ü düşünüyorum. “Deli misin? Nereden çıktı durup dururken?” diyeceksin ama olumsuz bakma hemen. Güzel tarafı da var hem. Ben en iyisi baştan anlatayım.
    Bir kitap okudum. Kitap aslında günlüktü. Lösemi hastası bir kızın günlüğü. Hastalığına rağmen hayata sımsıkı sarılmıştı o kız. Peki, canım dostum, biz sağlıklı olduğumuz halde ne kadar bağlıyız hayata... Birkaç gündür bunu düşünüyorum. Ölüme yakın olunca mı anlayacağız yaşamanın değerini? Neden bu günümüzü yarın bu hayatta olmayacak gibi yaşamıyoruz?

Ayrıca bir şey daha var. Ölümden neden korkuyoruz? Ölüm sadece boyut değiştirmek değil mi? Yani gezmeyi, yeni şeyler keşfetmeyi seven ben için ilginç bir kaynak ölüm. Farklı bir boyuta geçişin ilk anahtarı sanki. Ve bu boyutta kendinden arınıyorsun adeta. Sadece ruh olarak, beden denilen somutluktan kurtularak çıkıyorsun sonsuz yolculuğa. Bedeli de ağır oluyor. Geride sadece özlem bırakarak gidiyorsun. Belki de ölümden korkmamızın en büyük nedeni de bu; sevdiklerimizle görüşememe, ayrılık ve özlem duygusu...

 

Şimdi dostum söyle bana, ölüme giden yolda “özlem” duymaktan korkacak mısın? Ve senden tek bir şey istiyorum, hayatını dolu dolu yaşamaya bak. Ve en önemlisi, bunu söyleyeceksin biliyorum, eğer bir gün bana “seninle ölüme gelirim” diyecek olursan sana “hayır” derim. Lütfen kırılma. Çünkü ölüme seninle gitmek ne kadar güzel olsa da, o ağır bedeli ödemeni istemem. Hayatını yarın burada yokmuş gibi yaşa. Ölümün kokusunu hissederek bak geleceğe. Ama nasıl olsa öleceğim, sonsuz yolculuğa çıkacağım deyip de hayallerinden ve umutlarından vazgeçme.

Lütfen “hayır” dediğim o an bana kırılma ve sen de bana “hayır” de.

Seni çok seviyorum.

Dostun, arkadaşın ve özlediğin...

Kategorilerim

    Bağlantılarım

    Blogcu ile yapıldı